Yeni bin yılın en önemli hammaddesi

image

Yeni bin yılın en önemli hammaddesi

 Kaliteli işgücü dediğimiz zaman, dünyada başkalarının yapamadığı yaratıcı zeka ürünü tasarım ve üretimler ile bunların alt yapılarını sağlayabilen nesiller anlaşılmalıdır. Birinci ve ikinci savaş sonrası özellikle Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkan petrol zengini veya diğer doğal kaynaklardan zengin bilinen ülkelerdeki milli gelir artışının, halk arasında ne kadar refaha dönüştüğü tartışmalıdır. Öte yandan Hollanda, Belçika, İngiltere ve benzerleri ile şimdi de Çin devleti gibi, doğal kaynakları hiçbir zaman kendilerine tam yetmeyen ülkelerde ise, bu kaynakları dışarıdan satın alarak ülkelerinde işleyip ürettikleri katma değer, hem halklarına tedricen artan bir refah, hem de yeni nesillerin eğitilmesi faaliyetlerine de bol bir kaynak sağlamaktadır. Bu yolla yetişmiş yüksek kaliteli eğitimden geçmiş nesiller, bu ülkelerin refahında, adı “insan” olan  en değerli ve en önemli doğal kaynağı oluşturmaktadır.

 
Aslında bu “insan” isimli doğal kaynağı iyi kullanarak çok daha yüksek bir katma değere dönüştürme konusunda en önemli deneyim, Amerika Birleşik Devletlerinde yaşanmıştır. İkinci Savaş sonrası cepheden evine geri gelmiş,  hayatı savaş meydanında öğrenmiş, öğrenme azmi ve çalışma disiplini, liseyi yeni bitirmiş bir üniversite adayına göre çok daha gelişmiş olan gazi ve malüller, G.I.Bill denen 1944 tarihli bir kanunla muhtelif haklara sahip olmuşlardır. Bu haklar içinde konumuzla ilgili olanı, gazi ve malüllere terhisten sonra gitmek istedikleri eğitim kuruluşuna girmelerinde kontenjan öncelikleri sağlamak ve eğitim süresince de onları finanse etmektir. Herkesin üzerinde anlaştığı nokta, 1944 de çıkan kanunla ülkenin insanına yönelen bu eğitim yatırımının, 1950 li yıllarda Amerika Birleşik Devletlerinin gerçekleştirdiği ekonomik patlamadaki en değerli hammaddeyi oluşturduğudur. Bunları düşündüğümde aklıma kendi malül ve gazi kardeşlerim geliyor, gözlerim doluyor.
 
Roosvelt döneminde Amerika’nın bu somut girişimine karşı 1950 lerde Çin’in soyut hamlesinde göz atalım. Mao, 1957 yılında öğrencilere hitaben biraz nükteli ve mealen tercüme ettiğimiz konuşmasında, “ Ey Çin gençliği, dünya hepimizindir ama aslında sizindir. Hayatının baharında olan sizler, sabah saat 8 de veya 9 da yükselmeye başlayan bir güneş gibi, bizlerin yükselen ümitlerini taşımaktasınız…..Ülkemizin halen çok fakir olduğu ve bunu kısa sürede değiştiremeyeceğimiz ortada. Bu yüzdendir ki, gençlerimiz kendi elleri ile çok çalışarak güçlü ve müreffeh bir Çin oluşturacaklardır. Yerleştirdiğimiz sosyalist sistem bu gelişime yol verecektir…..” demişti. Yani o zaman ortada Mao, ümitleri ve soyut doktrinleri dışında birşey yoktu.
Mao’nun doktrinleri ve sosyalist tabularının “bu gelişime” taa 2000 li yıllara kadar yol veremediğini söylemek yanlış olmaz. Çin Devleti, Mao’nun ümidi olan gençlerine yatırım yapacak maddi olanakları ancak ikibinli yıllarda, o da elleri ile çok çalışıp biriktirmekten ziyade, can düşmanı emperyalistlerle hemhal olup, onların ülkede yaptığı üretimden aldığı pay ile elinde biriken dolarları koyacak yer bulamayınca sağlayabildi. UNESCO kaynaklarına göre, Çin mallarının henüz dünyayı daha az sardığı bir yıl olan 2003’de Çin’in 50 milyar dolara ulaşmayan yıllık toplam eğitim harcamaları, 2011 yılına gelindiğinde 250 milyar doları aşmıştır. Bu milyarlarca dolar, Çin hükümetinin kırsal kesimden kentlere getirttiği veya ülke dışına eğitime gönderdiği milyonlarca gencin niteliklerini artırabilmeleri için harcanmaktadır.
Amerikan örneğinde 1945 yılında toplam işgücünün % 16 sı tarım sektöründeydi ve toplam ulusal gelirin % 6.8 i tarım sektöründen elde edilmekteydi. ABD’ de 2002 yılında ise toplam işgücünün % 1.9 u tarım sektöründe çalışmakta ve milli gelirin ise sadece binde yedisi tarım sektöründen elde edilmektedir. Yani Amerikalılar artık kas gücü ile tarım yapmak yerine beyin gücü ile daha yüksek paralar kazanmaktalar.
Çinlilerin mevcut yatırımı da Amerika’daki benzeri gibi, düşük katma değer üreten kırsal kesim kas gücünden, yüksek katma değer üreten kentli beyin gücüne dönüşüm arzusundan başka nasıl yorumlanabilir? Çin Devleti bu kadar yatırım yaptığı bu genç insan gücünün cebine bir de hedef listesi koymayı ihmal etmemiştir. Devletin gençlerine hedef gösterdiği milli mefkure yakın zamana kadar yukarıda örnek verdiğim soyutluktayken şimdilerde 5 yıllık plan halinde, alternatif enerji kaynakları, enerji tasarrufu, çevrenin korunması, biyoteknoloji,  ileri iletişim teknolojileri, en ileri teknolojik materyal üretimi ve hybrid ya da tümden elektrikle çalışan otomobil imalatı gibi “somut” hedeflere dönüşmesinin birkaç yıl sonraki muhtemel sonuçlarını tahmin için asgari zeka kafidir. Acaba ülkemizde büyüme konusunda sancı çekmemizin nedenleri arasında, politik sloganlarla gençlere verilmeye çalışılan soyut doktrinlerden somut hedeflere geçememek sayılabilir mi? Üstelik günümüzde 5 yıllık plan halinde ve tüm dünyanın gözleri önünde ilan edilen bu somut dönüşümün, bir zamanların soyut tabu ve doktrin ihracaatçısı Çin’den gelmesi, durumu daha da izlemeye değer hale getirmektedir. Nasıl ki 1940 ların eğitim hamlesi Amerikalıları dünyanın en sözü dinlenir devleti haline getirdi, Çin devletinin de yakın gelecekte en azından Amerika’dan işbirliği gibi görünen bir rol çalmaya başladığını görmek sürpriz olmayacaktır. Son okuduklarımıza bakılırsa, şimdilerde Filistin-İsrail anlaşmazlıklarının yeni arabulucusu da Çin Devleti’dir. Şüphesiz ki, bu görüşmeleri de Çin devleti adına, son 10-15 yılın eğitim yatırımlarının ürünü, yabancı dilleri ve uluslararası sorunları iyi öğrenmiş, genç Çinli diplomatlar yapacaktır. Hatırlatmak istediğim, işi sadece fen ve teknolojiye sınırlamamalı, kaliteli iş gücünün her alanda işe yarayacağıdır.
Elbette Çin’deki dönüşüm ile ortaya çıkmakta olan yeni beyaz yakalı sınıfın kendini ifade tarzının farklılaşmasından, muhtemel daha geniş özgürlük taleplerinden tutun da kemikleşmiş politik sistem üzerindeki müstakbel baskılarından çıkın, dışardan izleyenler için önemli bir sosyal antropoloji laboratuarı da birlikte gelişmektedir. Bu laboratuar sadece Çin devleti ile sınırlı olmayacak, aynı zamanda bu kaliteli iş gücünün, Amerika ve diğer pasifik ülkeleri ve hatta Avrupa Birliği ülkelerindeki benzerleri üzerine yapacakları rekabetçi baskı dahi, dünyanın 20 yıl sonrasını çok merak edilir hale getirmiştir. Acaba 2023 projeksiyonlarımızda orta okul girişinde Çince hazırlık sınıfı açmaya hazırlansak mı? Ne diyelim, darısı bizim yerli hammaddenin başına!

Yorumlar

0 Yorum

Yorum Yazın

Go Top